22 Aralık 2024 Pazar

Bir Başka Hayat: Önceden Yazılmış, Seninle Büyütülmüş

 


Bir Başka Hayat: Önceden Yazılmış, Seninle Büyütülmüş

- Doğumdan beş dakika sonra ismine,diline,milletine ve mezhebine karar verirler ve ömrünün geri kalanını seçmediğin şeyleri savunarak geçirirsin. - Arthur Schopenhauer

Ah, gerçekten insanın hayatı üzerinde büyük bir etkisi olduğunu mu sanıyorsunuz? Ne kadar tatlı, ne kadar naif bir düşünce. “Ben” dediğiniz o şeyin, doğumdan bir ismi, dilini, milletini ve mezhebi olacağı gerçeğini kabul etmiyorsanız, o zaman gerçekten neyleyip neyi savunuyor olduğunuzu sorgulamanız gerekiyor. Çünküüzerinde etkisi dediğiniz o 'güç', ne yazık ki büyük bir yalandan ibaret.
Düşünün; gözlerin henüz dünyayı fark etmeye başlamamışken, birileri öylece karar veriyor. İsim verirken bile seni tanımadıkları, kim olduğunu bilmedikleri halde,senin buna itiraz etme hakkın yok! Hayır, çünkü doğduğunda, 'sen' denen o zavallı yaratık zaten acizliğine mahkum edilmişti. İster kabul et, ister etme, senin bu dsorgulamadan edemeyeceksin.
İçinde bulundukça toplum denen büyük yığınla, kendini bir birey olarak tanımlayabilmen ne kadar mümkün olabilir ki? Toplumun “benim!” dediği her şeyin, seningerek. Sen, yalnızca bir çark gibisin. Çarkın dişlerinden birinin eksik olduğunu düşleyebilirsin belki ama bu hayalini kimse ciddiye almaz. O diş eksikliği, bir başkasdeğişir? Bir hiç! Toplum, senin ya da benim gibi minik noktaların ne denli küçük olduğunu, bizi birer düşünce, fikir ya da eylem olarak gördüğü sürece hep görme
Daha doğar doğmaz, sana verilmiş olan her şeyle bu dünyada şekillendiriliyorsun. Kendini bulmaya çalıştıkça, sana verilen bu etiketler seni dört bir yandan sarıyoyaklaşan toplumun, seni öylece bir yere koymaya zorlaması, seni o kadar etkisiz kılıyor ki, “ben” dediğin şey, tüm bu sistemdeki bir “parça” olmaktan başka bir şeolmaktan öte bir anlam taşır mı? Olamaz.
Fakat bütün bu “kendilik” oyununu oynamaya çalışan insanlar, birer kukla gibi sadece toplumun düzenini ve etkisini kabul ederler. Evet, birinin kimliği, neyi savunhepsi toplum tarafından programlanmıştır. Ve o kişi, her zaman doğduğunda verilen o kimlik üzerinden şekillendirilen düşünceleriyle karşı durması gerektiğini bi
Kendilik ve özgürlük mü? Ah, daha fazla gülünç bir iddia olamaz! İnsan, ne kadar sorgulasa da, içinde doğduğu toplumun ona verdiği değer ve kimlik ile varlığını tde kabul etmek zorundasınız: Senin yaşadığın "hayat", toplumun seni ne kadar kabul ettiğiyle ilişkilidir. Toplumun içinde bir çark olmanın ötesine geçebilir misin? gereksiz etiketler, seni bir kutuya tıkıp ondan dışarı çıkmanı engeller. Kendini farklı hissetsen bile, seni başka insanlar tarafından fark edilecek kadar önemli biri olÇünkü varlık, özgürlük değil, bu sonsuz döngüdeki küçük bir yerden ibarettir.
Ve ne yazık ki insanın varlığının, büyük bir toplum karşısında etkisinin ne kadar “ufak” olduğunu göremeyenler, hayatlarını her zaman başkalarının belirlediği sınırlabüyük laflar etmek ne kadar anlamlı ki? İnsan, toplumun düşüncelerinden bağımsız bir varlık mıdır? Elbette hayır! Herhangi bir birey, kendini tanımlayabilme ve gyalnızca, toplumun ona ne kadar izin verdiği ölçüde var olabilir.
Ne yazık ki, bu dünyada gerçek anlamda bir birey olabilmek, bir hayalet gibi yaşamak zorunda kalmaktan başka bir şey değildir. Toplumun sana verdiği kimliği sohayatının ne kadar “seçim” dolu olduğunu sanırsan, sana her şeyin sadece bir yalan olduğunu söylemek istiyorum.

Çelişkilerle Dolu Bir "Ben"

Ah, buraya kadar geldik. Her şey, 'ben' dediğim o varlık üzerinde düşündükçe, hiç de anlamlı gelmeye başlıyor. Burada yazdığım her kelime, düşündüğüm her dühepsi mi gerçekten benim? Ve tüm bunları, toplumun, çevremin, dünyadaki her şeyin bana yerleştirdiği bir model üzerinden mi yapıyorum? Elbette öyle!
İçimdeki bu "ben", kendisini ne kadar özgür hissetse de, aslında varlık olarak kölesidir. Düşüncelerimin kölesiyim, çünkü bu düşünceler bana ait olamaz! “Ben” debaşkalarının bana dikte ettiği düşüncelerin bir birleşimi. Herhangi birinin varlık üzerine söylediği her şeyi içselleştirdiğimi ve “doğru” kabul ettiğimi fark ettiğimdedüşündüğüm her şeyin – ya da zannettiğim her şeyin – aslında bir yansıma olduğunun, sadece bir oyun olduğunu kabullenmek zorunda kalıyorum.
Beni "ben" yapan düşüncelerim, yaşamım, etrafımda gördüklerim, duyduklarım; bir başkasının yerleştirdiği, bana öğretilen, büyük ölçüde bilinçli ya da bilinçsizceKendi kendime sorgulama, kendime duyduğum şüphe, her şey - gerçekte "ben" dediğim varlıkla hiçbir şekilde bağlantılı değil. Çünkü, sorgulamak da o kadar "toulaşmamın ve onu burada paylaşmamın bile başkalarının etkisiyle olduğunun farkına varmam gerekiyor. O zaman... Bu düşündüğüm şeyleri savunarak, toplumuçalışmak ne kadar anlamlı?
İşte burada paradoks başlıyor: Bu düşünceler bana ait değilken, sahip olduğum her şey - 'ben' dediğim her şey - aslında başkalarının yerleştirdiği bir yapı. Toplumdoğrular ve yanlışlar, neyi sevip neyi sevmediğime dair dayatmalar… Her biri, birer etiket gibi üzerimdeki yerini almış. Bu kadar iç içe geçmiş ve bir o kadar çelişkisavruluyor, ama yine de kendimi ‘ben’ olarak hissediyorum.
Ve aslında en komik ve acı olan şey şu: Bu sorgulamanın içindeki her şey – düşüncelerim, içsel çelişkilerim, sorgulamalarım – bana ait değil. Bunlar, toplumsal birinsanların ve her şeyin bana yerleştirdiği, içime kazındığı şeyler. Gerçekten de “ben” diyebileceğim bir şey var mı? Ya da “ben” olarak düşündüğüm, bu kısıtlanmıseçimlerinin meyvesi mi?
Şimdi ise bana sorulsa, içimden gelen düşünceleri sorgulamak, bu düşüncelerin “doğru” olup olmadığını değerlendirmek ne kadar
gerçekten
benim üzerime düsorgulamayı yapmamı sağlayan, aslında başka bir toplumsal etki değil mi? "Ben" olarak düşündüğüm her şey, hiç de benim içsel varlığımın özgürlüğüyle ilgili değyaptırıyor. Kendimi sorgularken, aslında kendimi hiç sorgulamıyorum.
Ve bu gerçeği kabul etmek, her şeyin temelden çürümüş olduğunun farkına varmak, en korkunç olanı: Hangi düşünceyi savunursam savunayım, hangi gerçeği fbile "toplum" tarafından yerleştirilmiş ve içime kazandırılmış bir şablonun parçasıdır. Sonuç olarak, bir varlık olarak “ben”, tüm bu çelişkiler içinde ne kadar anlamlyönlendirdiği yolda; her düşüncem, bir başkasının elinden çıkmış bir ürün olarak…
Peki o zaman sorarım: Kim olduğunu düşünen bu "ben", gerçekten kendini tanıyabilir mi? Ya da gerçekten kendi yolunda yürüyebilir mi? Belki de bu yalnızca bir aldanışımız.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder